İslâm İlimlerinde Eşitlik

1. Eşitlik

a. Genel Anlamda Eşitlik

1) Ayet-i Kerime:

Ey insanlar! Şüphesiz biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Birbirinizle tanışmanız için sizi büyük topluluklara ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, ondan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah, her şeyi bilen, her şeyden haberdar olandır .

2) Hadis-i Şerif:

Arabın Arap olmayana, beyazın siyaha, takva (Allah’tan korkma) dışında hiç bir üstünlüğü yoktur.

İnsanlar, tarağın dişleri gibi eşittirler.

Ey insanlar! Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz (Hazret-i) Âdem (Peygamber)’in çocuklarısınız. (Hazret-i) Âdem ise, topraktandır. Allah katında en kıymetliniz, takvası en çok olanınızdır. Arabın Arap olmayana bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük, ancak takva iledir.

b. Hâkim Önünde Eşitlik

Hâkim önünde eşitlikten maksat, insanların mahkemede eşit işleme tâbi tutulması, yani adalet çerçevesinde yargılanması demektir. Hukuk dilinde mahkeme önünde eşitlik, adalet ile eş anlamlı olarak kullanılmaktadır.

Âyet-i Kerime:

Allah size …insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.

Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan, kendiniz, ana-babanız ve akrabanız aleyhinde de olsa, Allah için şahitlik eden kimseler olun. (Haklarında şahitlik ettikleriniz) zengin olsun, fakir olsun, Allah onlara (sizden) daha yakındır. Hislerinize uyup adaletten sapmayın. (Şahitliği) eğer, büker (doğru şahitlik etmez), yahut şahitlik etmekten kaçınırsanız, (biliniz ki,) Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin (düşmanlık), sizi adaletsiz davranmaya itmesin. Adaletli olun; bu, Allah korkusuna daha çok yakışan (bir davranış) tır. Allah’a isyandan sakının. Allah yaptıklarınızı hakkıyla bilmektedir. Söz söylediğiniz zaman, yakınlarınız dahi olsa adaletli olun… .

Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye, size öğüt verir.

c. Kamu Hizmetlerine Girmede Eşitlik

Âyet-i Kerime:

Allah size, mutlaka emanetleri (görev ve sorumlulukları; bilgi, beceri, yetenek ve dürüstlük bakımından) ehli olanlara vermenizi …emreder.

Hadis-i Şerif:

İş, ehil olmayana verildi mi, kıyameti bekleyin!

d. Fırsat Eşitliği

Âyet-i Kerime:

Allah’ın, göklerde ve yerdeki (nice varlık ve imkânları) sizin emrinize verdiğini, nimetlerini açık ve gizli olarak size bolca ihsan ettiğini görmediniz mi? Yine de, insanlar içinde, – bilgisi, rehberi ve aydınlatıcı bir kitabı yokken – Allah hakkında tartışan kimseler vardır.

Yeryüzünü size boyun eğdiren odur. Şu hâlde yerin omuzlarında (üzerinde) dolaşın ve Allah’ın rızkından yiyin. (Fakat şunu iyi bilin ki,) dönüş ancak Allah’adır.

e. Sorumlulukta Eşitlik

İslâm dininde, kişilere; yaş, cinsiyet, mal, sağlık / hastalık, zaruret (zorluk, sıkıntı), yolculuk ve din durumuna göre, görev ve sorumluluklar yüklenmiştir. Aynı kategoride yer alanların ödev ve yükümlülükleri aynıdır. Bu konuda bir farklılık ya da ayırım, söz konusu değildir. Namaz, oruç, hac ve zekât mükellefiyeti, bu çerçevede düşünülebilir.

Âyet-i Kerime:

(Ey mü’minler), namazı kılın, zekâtı verin, rüku edenlerle beraber rüku edin.

Ey iman edenler! Oruç sizden önceki ümmetlere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı….

…Sizden her kim hasta yahut yolcu olursa, (oruç tutamadığı günler sayısı kadar), diğer günlerde kaza eder. (İhtiyarlık veya şifa umudu kalmamış hastalar gibi devamlı mazereti olup da) oruç tutmaya güçleri yetmeyenlere, bir fakiri doyuracak kadar fidye vermeleri gerekir….

Oraya (Mekke’ye) yol bulabilenlere (dine göre zenginlik, sağlık, yol güvenliği gibi şartları taşıyanlara), Allah için Kâ’be’yi haccetmeleri gereklidir (farzdır)….

f. Eşitlikte Sınırlılık

İnsanlar arasında mutlak bir eşitlikten söz etmenin mümkün olmadığı bir gerçektir. Kişiler fizyolojik ve psikolojik yönden farklı oldukları gibi, sonradan kazandıkları nitelik, sosyal statü ve ekonomik durumlar bakımından da birbirlerinden ayrılırlar.

Bu farklılık, dinî hayatta, ilim, amel, ihlâs/ahlâk, dinî inanç ve hür olma itibariyle kendini gösterebilir:

Âyet-i Kerime:

Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? (Elbette olmaz.)

Yoksa kötülük işleyenler, ölümlerinde ve sağlıklarında kendilerini, iman edip iyi amel işleyen kimseler ile bir mi tutacağımızı sandılar? Ne kötü hüküm veriyorlar!

Allah rızık konusunda kiminizi kiminizden üstün kıldı.

Birbirlerine iş gördürmeleri için, kimini kimine derecelerle üstün kıldık.

1) Zimmîler:

Zimmîler, esas olarak semavî bir kitaba inanan kimselerdir. Bu durumda İslâm topraklarında yaşayan Yehudi ve Hristiyanlar, hukuk tarihinde zimmî olarak nitelenmişlerdir.

İslâm toplumu, cizye ismi altında vergi vermeyi kabul ederek barış yapan Hristiyan ve Yehudilerin canlarını ve mallarını korumayı taahhüt etmiştir. Böylece bunlar, zimmî vatandaş statüsüne girmiş olurlar.

Zimmîler, vatandaş olduklarından, Müslüman yurttaşlar gibi, bütün hak ve hürriyetlerden istifade ederler.

Zimmîlerin bazı hakları:

. Alım-satım, hibe, rehin, kira gibi medenî hukuk işlemlerinin hepsini yapabilirler.

. İbadet, din ve vicdan hürriyetleri vardır.

. Can, mal ve namuslarının korunmasını isteme haklarına sahiptirler.

. Kötülenmeleri, hakarete uğramaları ve gıybet edilmeleri yasaklanmıştır.

. Evlilikle ilgili işlemleri, serbestçe yapabilirler.

2) Köleler:

Kölelik, İslâm dininin getirdiği ve düzenlediği bir kurum değildir. İslâm’a göre insanlar doğuştan hürdür.

İslâm dini geldiği zaman Arabistan’da ve bütün dünyada kölelik mevcuttu. Köle ticareti, sosyal hayatın ve ticaretin önemli bir bölümünü teşkil ediyordu. Bu durum, yüzyıllarca devam etmiştir.

İslâmiyet köleliği kaldırıcı ve insanların hürriyete kavuşmalarını sağlayıcı, çeşitli tedbirler almıştır. Bunlardan bazıları şunlardır:

a) Katil, zıhâr, yemin ve oruç kefaretleri için köle âzat etme hükmü konulmuştur:

Yanlışlıkla olması dışında, bir mü’minin bir mü’mini öldürmeye hakkı olamaz. Yanlışlıkla bir mü’mini öldüren kimsenin, mü’min bir köle âzat etmesi ve ölenin ailesine teslim edilecek bir diyet vermesi gereklidir….

Allah, kasıtsız olarak ağzınızdan çıkıveren yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutmaz, fakat bilerek yaptığınız yeminlerden dolayı sizi sorumlu tutar. Bunun da kefareti, ailenize yedirdiğiniz yemeğin orta hâllisinden on fakire yedirmek, veya onları giydirmek, yahut bir köle âzat etmektir…!

Hanımlarını annelerinin yerine koyup (= zıhâr) haram sayarak, onları boşamak isteyip de sonra sözlerinden dönenlerin, ailesiyle cinsî ilişkiden önce, bir köleyi hürriyete kavuşturmaları gerekir….

b) Köle âzat etme, Allah tarafından çok önemli bir iyilik kabul edilmiş ve övülmüştür:

İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, o kimsenin yaptığıdır ki, Allah’a, âhiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır. (Allah’ın rızasını gözeterek) yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, yoksullara ve kölelere (onları hürriyete kavuşturmak için) sevdiği maldan harcar, namaz kılar, zekât verir… İşte doğru olanlar, bu vasıfları taşıyanlardır!

c) Devlet hazinesine köle alıp âzat etme vecibesi yüklenmiştir.

d) Efendisi ile arasındaki anlaşma gereğince (mükâtebe yoluyla), kölelere hürriyetlerine kavuşma imkânı verilmiştir.

e) Efendisinden çocuğu olan cariyenin (ümm-i veledin) satışı yasaklanmış ve efendisinin ölümünde hürriyetini kazanması sağlanmıştır.

f) Hazret-i Peygamber, kölelerin âzat edilmesi için emir ve tavsiyelerde bulunmuştur:

Seleme b. Sahr anlatıyor: (Ramazan ayında bir sebeple orucumu bozdum, hükmü için Resulüllah’a gittim ve olayı anlattım:)

…Yani sen böyle mi yaptın ey Seleme? buyurdular. Ben de;

- Evet, öyle yaptım! Ancak Allah’ın emri karşısında sabırlıyım, Allah size her ne göstermişse, onu bana hükmedin, dedim.

- Bir köle azad et, diye emrettiler.

Haccâc b. Haccâc, babasından anlatıyor:

- Ey Allah’ın Resulü! Dedim. Benden emmenin üzerinde kalan hakkını giderecek olan şey (kefaret) nedir?

- Erkek veya kadın bir köle (âzadetmek)dir, buyurdular.

g) Şaka da olsa, kölesini âzadetmeyi vadeden kişiden, vaadini yerine getirmesi istenmiştir.

3) Kadın-Erkek Farklılığı:

İnsanlar, fizyolojik ve psikolojik yönden birbirinden farklı, kadın ve erkek olarak iki ayrı cins hâlinde yaratılmışlardır. Sosyal hayatta bu iki cins birbirini tamamlar. İnsan nesli, ikisinden meydana gelir.

Tarihî süreç içinde çeşitli sistemlerce kadın, şu veya bu şekilde hak ve hürriyeti elinden alınarak, haksızlık ve sömürüye konu olmuştur. Şimdi bu istismar, çeşitli aldatıcı kalıplar içinde hem de kişiliği, onuru hiçe sayılarak, fizikî olarak sürdürülmektedir. Ancak İslâm dini kadına birçok haklar getirmiştir.

4) İslâm’da Kadın:

Kadının bazı hakları şunlardır:

. İster evli, ister bekâr olsun, her türlü hukukî işlemi yapmaya ehildir.

. Ticaret yapabilir, kendi davasını takip edebilir.

. Başka birisine vekâlet verebilir.

. Öğrenme, öğretme, çalışma vb. haklara sahiptir.

. Fetva verebilir, öğretmen olabilir.

İmanca en kâmil olanınız, ahlâkça en güzel olanınızdır. En hayırlınız da ailesine en iyi davrananızdır.

Kaynak: 2006, Etem Levent, Avrupa Birliği Sürecinde Belgelerle İnsan Hakları. Arı Sanat Yayınları, İstanbul.

Yorumlara Kapalı