İslâm Büyükleri - 1

BÜYÜK ÂLİMLER

(Silsile-i Aliyye)

kaddesellahü esrârahüm ecma’în

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

سِلْسِلَهِ عَلِيَّه

قَدَّسَ اللّهُ اَسْرَارَهُمْ اَجْمَعِين

Nebî, Sıddîk ve Selmân, Kâsım, Ca’fer, Bistâmî,

irfân kaynağı oldu, Ebül-Hasen Harkânî.

نبي صديق و سلـمان ، قـاسـم ، جـعـفـر ، بسطـامي ،

عـرفـان قـايـنـاغى اولـدى ، ابـو الحـسن خــرقــاني.

Ebû Alî Fârmedî geldi sonra bu meydâna,

çok Velî yetişdirdi, hem Yûsüf-i Hemedânî.

ابو عـلي فـارمـدي كلــدى صـوكره بو ميدانـه ،

جــوق ولي يـتــشـديــردى ، هـم يوسـف هـمداني

Abdülhâlık Goncdüvânî, ma’rifetler semâsında,

dünyâyı aydınlatdı, hem Ârif-i Rîvegerî.

عـبد الخـالـق غنجـدواني ، معـرفتـلـر سمـاسنـده ،

دنيـايى آيــديــنـلاتــدى ، هــم عـارف ريـوكــري

Mâverâ-ün-nehr ili, Tûr-i Sînâ gibi oldu,

nûrlandıranlardan biri, Mahmûd-i İncirfagnevî.

ماوراء الـنّـهـر ايـلـى ، طـور سيـنا كـبي اولـدى ،

نورلانـديرانـلـردن بــرى ، محـمود انجـير فـغـنـوي.

Alî Râmîtenîdir Azîzân ve pîr-i Nessâc,

çok kerâmet gösterdi, Muhammed Bâbâ Semmâsî.

عـلي رامـيـتـني در عـزيـزان و بــيـر نــســاج ،

جوق كـرامت كـوستـردى ، محـمّـد بابـا سمّـاسي.

Seyyid Emîr Gilâl de, ilm deryâsında sedef,

andan meydâna geldi, Behâüddîn-i Buhârî.

سيّـد اميـر كـلال ده ، عـلـم دريـاسنـده صـدف ،

آنــدن مـيـدانــه كلـدى ، بــهـاء الــدّين بـخــاري.

Alâ’üddîn-i Attâr, zemânının kutbu idi,

Ya’kûb-ı Çerhî’de oldu zâhir envâr-ı Rahmânî.

عـلاء الــدين عـطّـار ، زمـانــنك قـطـبى ايــدى ،

يعقـوب جـرخـيــده اولــدى ظاهر انوار رحماني.

Ubeydüllah-i Ahrâr ve kâdî Muhammed Zâhid,

Dervîş Muhammed geldi ve Hâcegî ile Bâkî.

عـبــيــد اللّه احـرار و قـاضي مـحـمّــد زاهــد ،

درويـش محمّــد كـلـدى و خـواجـكي ايله باقي.

Bütün bunlardan gelen, nûrlara kendi de katıp,

Binlerce kalb temizledi, imâm-ı Ahmed Rabbânî.

بتون بونلـردن كلـن نـورلـره كـندى ده قـاتوب ،

جـهـانى آيــديــنــلاتــدى امـام احــمـد ربّــاني

Urvet-ül-vüskâ Ma’sûm ve Seyfeddînle seyyid Nûr,

ve Mazherle Abdüllah, sonra Hâlid-i Bağdâdî.

عروة الوثقى معصوم وسيف الدين له سيـد نـور ،

و مظـهــرلـه عبــد اللّه صـوكره خـالـد بغــدادي.

Feyz verdiler bunlar da, sonra bu nûru Abdüllah,

Anadolu’ya yaydı, hem de Tâhâ-yı Hakkârî.

فيض ويرديلرصره ايله صوكره بونورى عبد اللّه،

آنـاطـولى يـه يـايــدى هــم ده طـه ي حـكاري.

Hem seyyid-i Sâlih de, kardeşin yerini tutup,

Fena fillâha kavuşdu Sıbgatullâh-i Hizânî.

هـم سيّـد صالـح ده، قـاردشن يـريـنى توطـوب،

فنا في اللّه ه قاووشدي صبغة اللّه حزاني.

Bu üç velinin sohbetinde yükselip,

Mürşid-i kâmil oldu, seyyid Fehîm-i Arvâsî.

بو اوج وليـنك صحبتينده يوكسه ليب،

مـرشــد كامــل اولـــدى، سيّـــد فـهـيـم آرواسي.

Bu otuzdört Velînin, kalbleri bir ayna gibi,

yaydılar hep cihâna, envâr-ı Resûlillâhi.

بو اوتـوز اوج وليـنك، قلـبـلرى بـر آيـيـنـه كبى،

يــايــديـلـر هب جـهـانـه، انـوار رسـول اللّـــهي

Bütün bu nurlar en son, toplandı bir hazînede,

ismi bu hazînenin: Abdülhakîm-i Arvâsî.

بتون بو نورلر أك صوك، طوبلاندى بر خزينه ده،

اسمي بو خــزينــه نــك عبــد الحـكـــيم آرواسي.

…….

…….

Van’dan gelen bir Veli İstanbul’da, senelerce,

bunları hep söyledi, yerleşdi hakiki imân.

وانـدن كله ن بر ولي استانبولده، سنـه لرجـه،

بونلري هب سويله دي، يرلشدي حقيقي ايمان.

Ankara’nın toprağı binüçyüzaltmışikide,

cem’i zıddeyn yaparak, şâd oldu Hâcı Bayrâm.

أنقره نك طوبـراغي بيك اوج يوز آلتمش ايكيده،

جمع ضدين يابـاراق شاد اولـدى حاجي بايــرم.

Dua edeceğin zeman, Silsileyi oku hemân!

Sâlihleri söyleyince, yağar rahmet-i Rahmân!

دعـا ايـده جـكـك زمـان سلسلـه يى اوقو هـمان!

صـالحـلرى سويلــه يـنجـه، يـاغـار رحمت رحمان

Selâm olsun, dua olsun, bu yazardan dâima,

Silsile-i aliyyenin ervâhına ya Sübhân!

سـلام اولسون، دعـا اولسون، بو يازار دن دائـما

سـلـسـلـــه  عـلــيّــه نــك ارواحــنــه يــا  سبحان

DUA

Ya Rabbi, okuduğumuz Fâtiha-i şerifeleri dergâh-ı izzetinde kabul eyle.

Hâsıl olan ecr-ü mesubâtı Sevgili Peygamberimiz  Muhammed Mustafa sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem efendimizin mübarek ruhuna hediye eyledik vâsıl eyle ya Rabbi.

Bil-cümle enbiyâ-i izâm ve evliyâ-i kirâmın ve bil-cümle mücâhidîn-i izâmın ervâhına hediye eyledik vâsıl eyle ya Rabbi.

Bil-hasssa isimlerini ta’dat etmiş olduğumuz silsile-i aliyye-yi Nakşibendiyye hazarâtının ervâhına hediye eyledik vâsıl eyle ya Rabbi.

Cümlesinin ruhâniyetlerinden ve feyizlerinden istifade etmemizi nasib ü müyesser eyle ya Rabbi. Ve hâsıl olan ecr-ü mesubâtı cümlemizin âbâ-ü ümmehâtımızdan, ceddâtımızdan, ecdadımızdan, akraba-ü teallükatımızdan âhirete intikal etmiş olan ehl-i imanın ervâhına hediyye eyledik vâsıl eyle ya Rabbi.

Yer altında kalmış isimleri unutulmuş, cisimleri hak ile yeksan olmuş kâffe-i ehl-i imânın ervâhına hediyye eyledik vâsıl eyle ya Rabbi.

Bizler dahi onların halleri ile halllendiğimizde son nefesimizi kelime-i tevhid eyle ya Rabbi.

Âmin vel-hamdü lillâhi Rabb’il- Âlemîn.

Kaynaklar:

1. Ali b. Hüseyin el-Va’iz. Raşahat Aynü’l-Hayat. Arapça Tercemesi: Muhammed Murad b. Abdillâh el-Kazanî. Diyarbakır: el-Mektebetü’l-İslâmiyye (1300/1882’den tıpkı basım).

2. ____. Raşahat Aynü’l-Hayat. Osmanlı Türkçesi: Muhammed Şerif el-Abbâsî. (1299/1881’den tıpkı basım).

3. M. Sıddık Gümüş, Tam İlmihâl  Se’âdet-i Ebediyye, Seksenbeşinci Baskı, İstanbul: Hakîkat Kitabevi, 2001.

--------------------------------------------------------------------------------------
--------------------------------------------------------------------------------------

Yorumlara Kapalı